| 2007 Yılı Kazı Raporu |
|
|
|
| Yazar Prof. Dr. Mehmet Karaosmanoğlu | |
| Salı, 30 Aralık 2008 | |
|
ALTINTEPE URARTU KALESİ 2007 YILI KAZI VE ONARIM ÇALIĞMALARI Erzincan İli,Üzümlü İlçesi, Çadırtepe Köyü yakınında, Altıntepe Kalesi’ndeki Kazı ve Onarım Çalışmaları 1 Temmuz – 3 Ağustos 2007 tarihleri arasında gerçek-leştirilmiştir.Başkanlığımdaki çalışmalara Yrd. Doç. Dr. Birol Can, Yrd. Doç.Dr. Mehmet Işıklı, Arş. Gör. Halim Korucu, Arş. Gör. Mehmet Ali Yılmaz, Arkeolog Ceyda Can, ve Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri katılmışlardır. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Işıklı ile Yüksek Lisans öğrencisi Arkeolog Hatice Koçbaş, ve bir grup öğrencimiz geçen yıldan eksik olan Altıntepe yakın çevresinde yüzey araştırmasında bulunmuşlardır. Önceki yıllarda olduğu gibi Erzincan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün merkezdeki tesislerinde kalınmış ve Erzincan İl Özel İdaresi Müdürlüğünce tahsis edilen bir minibüsle Altıntepe’ye gidilmiş ve dönülmüştür. Bakanlık Temsilcisi olarak Hüseyin Toprak görevlendirilmiştir. Kendisine kazı süresince gösterdiği üstün çabadan dolayı teşekkür ederim. Altıntepe kazılarının 2007 yılı programında belirtilen kalede; tapınak ve batı odalarında (saray odalarında), Apadana ve Çevresinde, Kilisede Açık Hava Tapınağında ve Tepenin kuzey yamacında çalışmalar sürdürülmüştür. İkinci ekipte Altıntepe’nin yakın çevresinde yüzey araştırmasında bulunmuşlardır. Rapor çalışılan yerlerin ekip başkanları tarafından hazırlanmıştır.
1)TAPINAK VE BATI (SARAY) ODALARINDAKİ ÇALIĞMALAR Önceki yıllarda tapınak ve bitişiğindeki mekanlarda yapılan çalışmalarımız bu yıl da sürdürülmüştür. Geçen yıl, T.Özgüç’ün kazısında ortaya çıkarılan, ancak aradan geçen zamanda yeniden toprak altında kalan tapınak avlu ve bitişiğindeki mekanların temel duvarlarını yeniden açmaya başlamıştık. Bu yılda çalışmalara devam edilmiş ve buradaki bütün mekanların yeniden ölçüleri alınarak plana aktarılmıştır. İlk kazı planının bazı yerlerinde hataların olduğu tespit edilmiş ve bu yanlışlıklar giderilmeye çalışılmıştır. İlk Dönem kazılarında ortaya çıkarılan ve saray odaları olarak ifade edilen bu odalar, tarafımızdan daha kolay anlaşılabilmesi için 1-7 Nolu odalar olarak isimlendirilmiştir. 4, 5, 6 Nolu mekanların temel duvar temizliği sırasında 4 Nolu odanın batısından başlayan zemin seviyesinin altında kuzeybatı istikametinde ve tapınak avlu duvarının arkasına dek uzanan bir duvar temeline rastlanmıştır. Ancak bu yapının nasıl bir mekana ait olduğu belirlenememiştir. Gelecek yıllarda buradaki çalışmalarımız devam edecektir. Mekanların duvar temizliği sırasında T. Özgüç tarafından bir kısmı ortaya çıkarılan ve Altıntepe (1966) s. 9 da sözü edilen, ancak genel planlara geçmeyen ve bundan dolayı da yerini tam olarak bilemediğimiz, kanalizasyon ortaya çıkarılmış ve bu sistemin nereden geldiği ve nereye gittiği saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmalarımız sırasında kuzey batıdaki 4 Nolu odanın doğu duvarının temel taşları üstüne konan ve ilk kazı sonrasında kırılarak parçalandığı anlaşılan çörten biçimli bir yalağın akıtma kısmı duvarın dış tarafındaki U şeklinde kaliteli işlenmiş ve zemin altına yerleştirilen andezit kanalete dökülmektedir. Üst kısmı da kaba işlenmiş aynı cins taşlarla kapatılmıştır. Tapınak batı bitişiğindeki 1, 2, 3 ve 4, 5, 6, 7 Nolu odalar arasındaki yamuk planlı avluda yer alan bu kanaletin kuzeyden güneye doğru devam ettiği anlaşılmış ve kazılar güneye doğru sürdürülmüştür. Bu kanaletin U biçiminde oyulmuş andezit taşların devamında yanları ve zemini taş döşenerek, üstü kabaca taşlarla kapatılmış kanalet yapısına dönüştüğü görülmüştür.Yalak yeniden restore edilerek sağlamlaştırılmıştır . Güneye doğru zemin altında devam eden kanalet izlenmiş ve yamuk planlı avlunun orta yerine yakın yerde tek taşa işlenmiş “Ala Turka” bir hela taşıyla karşılaşılmıştır. Bu taşın etrafı temizlenerek fotoğrafları çekilmiştir. Bu taşın altındaki kanaletin önceden sözünü ettiğimiz kanaletle birleştiği ve güneye doğru devam ettiği saptanmıştır. Bu kanaletin yaklaşık 3.5 m. güneyinde doğudan gelen daha geniş ve büyük ana kanala bağlandığı ortaya çıkarılmıştır. Bağlantı yerinin doğusuna kanaletin üstüne yerleştirilen büyükçe iyi işlenmiş yassı bir taş ortası delinerek olasılıkla üstünde banyo yapılan “çağ taşı” olarak kullanılmıştır (=Yakın zamana kadar Erzincan’da, bu tür taşların kullanıldığına dair, benzer örnekleri görebiliyoruz.). Burası yani yamuk planlı avlunun şimdilik banyo ve tuvalet yeri olarak kullanıldığını belirtebiliriz. Urartu katmanı içerisinde bulunan bu kanalizasyon sistemi Anadolu arkeolojisi için önem göstermektedir. 4 nolu Odanın içindeki çörten biçimli yalak ta olasılıkla kerpiç duvara açılmış bir niş içinde el yıkamak için lavabo yeri olması gerekmektedir. Ana kanalın doğuya doğru uzantısı saptanmış ve oda duvarlarının altından geçerek tapınak avlusunun batısındaki 2 Nolu odanın altından geçerek tapınağın batı revakının altından gelerek tapınağın güney batı köşesinin yaklaşık 1.50 m. uzağına kadar uzandığı saptanmıştır ve kanalın başlangıç yeri burasıdır . Olasılıkla Tapınak çatısından akan ve avluda toplanan suları taşımaya yarıyordu. Başlangıcında küçük, dar ve zemine yakın olarak taşların dizilmesiyle yapılan bu sistem gittikçe derinleşmekte ve genişlemektedi.Yamuk planlı avludaki batıya doğru devam eden kanal ise batıdaki 5 Nolu büyük odanın duvarının altından ve odanın zeminin altından ilerleyerek odayı terk etmekte ve bu odanın batı bitişiğindeki iri çakıl taşı döşeli, daha önceki yayınlarda avlu olarak geçen, alanın altından sur duvarları dışına çıkmakta ve burada da güneyden gelen tali bir kanalla birleşmektedir. Gelecek yıl bu kanalın sonuna ulaşmayı umuyoruz. Çakıl taşı döşeli alanın, yeniden toprakla dolan, üstü yeniden temizlenmiş ve bunun sonucunda burasının dört kenarının ortaya doğru meyilli olduğu görülmüş ve avlu olmadığı anlaşılmıştır . Bu alanının çakıl taşı olmayan orta yerine yakın bir yerde 60 x 40 cm. lik küçük bir sondaj açılmış ve yaklaşık -70 cm. derinliğine ulaşılmış killi toprakla doldurularak su sızdırmaz duruma getirildiği gözlenmiştir . Belki de su depolama yeri, yani bir havuzun mozaik döşeli zemini olabilir.Çalışmalarımız tamamlandıktan sonra koruma amacı doğrultusunda gerekli görülen mozaikli alan, tuvalet taşı ve lavabo olarak kullanılan ve restore edilen çörten biçimli yalak gibi yerlerin üzeri jeotekstille örtülerek, toprakla kapatılmıştır . 2) APADANA’DAKİ ÇALIĞMALAR Apadanada geçen yıl yaptığımız çalışmalarda ilk evre olarak ifade ettiğimiz Apadana yapısının tapınak avlusunun girişinin ön kısmında ve tapınak seviyesinde biri küçük 6 x 5 m. diğeri de 6 x 13 m. ölçülerinde iki oda ortaya çıkarılmıştı. Bunlardan batıdaki büyük olanın içindeki döşemlerden, duvar kenarlarına yerleştirilen pitoslardan ve bir ocaktan dolayı bu mekanı mutfak olarak ifade etmiştik. Büyük bir yangınla tahrip olan yapının batı duvarına henüz ulaşılamamıştı. Bu yıl ki çalışmalarımızda öncelik, şimdilik 13 m. olan kuzeybatı doğrultusundaki duvarın sonunun nereye kadar uzandığı-nı saptamaktı. Bu nedenle Apadananın iç kısmında geçen yılların devamı olarak ve batıya doğru yeni açmalar açarak sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Çünkü bu kısım genişletilmiş Apadana olarak ifade ettiğimiz yapının yapımı sırasında dışarıdan, belki de bir höyükten taşınan toprakla doldurulmuştu. Buranın seviyesi daha önceki kazılardan da bildiğimiz gibi tapınak alanıyla aynı idi, bu nedenle 4 adet açma açılarak sona ulaşılmaya çalışılmıştır. Mutfak olarak tanımladığımız uzun mekanın güney-batı duvarı saptanmış ve böylece buranın yaklaşık 6 x 15.85 m. boyutunda büyük bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Yapının içerisinde -46 cm. de dip kısmı zemine gömülmüş kısmen korunmuş Urartu dönemi özellikleri gösteren bir pitos in-situ olarak ele geçmiş ve bunun etrafında dolgu toprak içerisinde de kazıma çizgili seramik parçaları ile bir adet üzerinde geometrik desenlerin yer aldığı ve silüet tarzda bir hayvan başının resmedildiği seramik parçası ele geçmiştir ve parça Erzincan müzesi elemanlarına teslim edilmiştir. Burada geçen yıllarda çıkanlarla birlikte toplam 8 adet pitos olduğu, in-situ kırık parçalardan anlaşılmıştır. Bu mekanın güney batı köşesine yakın yerde zemin altına yerleştirilmiş taşlardan örülmüş kanalın başlangıcı bulunmuştur. Ve bu sistem izlendiğinde mutfağın batı duvarının altından mekanın dışına doğru yöneldiği ve genişletilmiş apadana duvarı altından dışarı doğru devam ettiği izlenmiştir. Kaliteli işçilikle yapılan bu kanaletin tapınak batısındaki 7 nolu mekanın taş temel duvarının altına doğru gittiği saptanmıştır. Urartu döneminde tapınak çevresindeki yapılar yapılmadan kale içerisindeki kanal sisteminin zemin altına planlanarak yapıldığı ve sonradan üstüne mekanların yapıldığı anlaşılmıştır. 15 nolu açmada yanmış zeminde bir de 14 cm. çapında tamamen yanmış bir direk yeri saptanmıştır. Daha önceki yıllarda da aynı buna benzer bu direğin yakının da bir direk yeri daha bulunmuştu. Mutfak yapısının batı kısmında bu direklerin işlevi tam açıklanamamıştır. Bu açmanın batı kısmında tek sıra halinde sal taşı döşemeye rastlanmışsa da amacının ne olduğu belirlenememiştir. Mutfak yapısının güney duvarı ve aynı zamanda Apadananın ilk evresinin kuzey batı duvarının batı köşesi bulunmuş ve köşeden güneye doğru açmalar devam ettirilmiştir. Ancak ilk evre Apadanası dediğimiz yaklaşık 37.5 m. uzunluğundaki yapının batı köşesinden taşların yaklaşık 1.5 m. devam ettiği görülmüş, ancak güney duvarına ait şimdilik başka bir veri elimize geçmemiştir. 19 nolu Açmada çalışmalara başlanmış ve burada -1.35 m. derinlikte sertleştirilmiş toprak zemin ve in-situ bir sütun kaidesi elimize geçmiştir. 79 cm. çapındaki sütun kaidesinin nasıl bir yapıyla ilişkilendirilebileceği henüz kesinlik kazanmamıştır. Bu kaidenin bulunduğu zemin Apadana zemini ve tapınak alanı seviyelerinden farklı bir yüksekliktedir. Gelecek yıllarda yapacağımız kazılar bu sorunu çözmeye yönelik olacaktır. Hemen 19 nolu açmanın doğu bitişiğinde 20 nolu açma açılmış ve burada da duvar olabilecek taş sırasına rastlanmıştır. Diğer yandan Mutfağın doğusundaki 6 x 5 m.lik odanın doğusunda da 17 ve 18 Nolu açmalar açılmış ve içerisinde herhangi bir yapıya rastlanmamıştır. 17 nolu açmada Bizans döneminde yapılan şapel duvarının hemen altında parçalanmış el yapımı iki kulplu geniş bir mutfak kabı parçalar halinde bulunmuştur. Bu parçalar birleştirilerek tamamlanmış ve müze elemanlarına teslim edilmiştir. Böylece ilk evrede Tapınak avlusunun önünde apadananın ilk evresinin arasında giriş için herhangi bir yapıyla karşılaşılmamıştır. Bu evrede Tapınak avlusunun önünde en az 6 m. lik bir boşluk bulunuyordu. Genişletilmiş Apadana içinde daha önceki kazılarımız-da bir sütun kaidesinin iki kez kullanıldığını belirtmiştik, Bu kaidenib ilk dönem kaliteli işlenmiş tarafında üzerine tesadüfen bir işçinin su dökmesi sonucu resimler ortaya çıkmıştır. Bu resimlerde atlı bir avcı elinde ok ve yayıyla birlikte önündeki geyiğe doğru hedef almıştır. Bu resim bütün sütun başlangıcının etrafını çevirmektedir. Resimlerim üzeri laklanarak koruma altına alınmıştır .
3) KUZEY YAMAÇ ORTA TERAS Altıntepe kalesinin kuzey yamaçlarında, daha önce depo yapısının tespit edildiği üst terasın hemen altında bulunan orta terasta 3 x 10 m boyutlarında bir açmada çalışılmıştır. Altıntepe Kalesi’nin kuzey yamacında yer alan ve tarafımızdan “orta teras” olarak isimlendirilen kesimdeki çalışmalarımızın ilk günlerinde yaklaşık 30 cm boyunca inilen seviyede otlu yüzey toprağı kaldırılmaya çalışılmıştır. Oldukça yumuşak olan yüzey altı toprağında bir süre sonra düzensiz döküntü taşların varlığı gözlenmiştir. Bu tür bir taş toprak yapısı içersinde devam eden çalışmalarda zemin seviyesinden -45 cm de büyükçe bir pitosa ait gövde kısmına rastlanılmıştır. Seviye inilmeye devam ettikçe bu pitosun sağlam bir halde ele geçirilebileceği anlaşılmıştır. Söz konusu pitosun yarısının açmanın batı kesit duvarında kaldığı görülmüştür. İki gün devam eden çalışmalar sonucunda pitos tamamen ortaya çıkarılmıştır. Tüm parçaları ele gecen pitosun ağız kısmının içe doğru çöktüğü görülmüştür. Ortaya çıkan bu pitosun form özellikleri ve bilhassa bu seviyede yoğun olarak ele geçen karışık malzemenin çoğunun ortaçağ özelliği göstermesi bize buranın ortaçağ yerleşimi olabileceğini düşündürmektedir. Çalışmalar devam ettirildiğinde “-2.17” m. de muhtemelen yine Ortaçağ’a ait olduğunu düşündüğümüz taş dizisinin hemen önünde döküntü olduğu görülen irili ufaklı çok sayıda taş bloğuna rastlanılmıştır. Bu taş kümesinin üzeri ve etrafı temizlendikten sonra çalışmalar bu yığının kuzeyine aşağı kesime doğru kaydırılmıştır. Bu alanda devam eden seviye inme çalışmaları sonucunda -2.93 m. de açmanın kuzeyinde doğu kesit ile batı kesit arasında uzanan basit bir şekilde işlenmiş ve oldukça iri taş bloklarından yapılmış bir duvara rastlanılmıştır. İşlevi net olarak anlaşılamayan bu kiklopik taşlardan oluşan duvarın bir teras, sur veya herhangi bir yapıyı desteklemek amacıyla yapılmış olabileceği düşünülebilinir. Bu iri taş bloklarının arasında daha küçük boyutlu taşlar dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır. Bu taşların yüz kısımları kabaca işlenmiştir. Yine bu anıtsal duvarın arka tarafında yine farklı boyutlarda döküntü taşların varlığı söz konusudur. Bu alandaki genel görünüm güçlü bir depremin varlığına işaret etmektedir. Nitekim söz konusu anıtsal duvar hafif bir eğimle kıvrılmış bir görünüme de sahiptir. Kuzey yamaç orta teras olarak adlandırdığımız alandaki çalışmalar bu denli yoğun taş bloklarının varlığı nedeni ile daha da kuzeye anıtsal duvarın ön kısmındaki dar bir alana kaydırılmış ve burada -4.10 m. de ana kayanın görülmesiyle çalışmalara son verilmiştir. Bu alandaki çalışmalardan sınırlı sayıda farklı dönemlere ait seramik parçaları dışında her hangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Ayrıca kısa çalışma süreci ve çalışma alanın darlığı nedeni ile söz konu alandaki anıtsal duvar parçasının işlevi ve yamaçlardaki mekanların işlevlerine dair net bir bilgiye ulaşılması da mümkün olamamıştır. 4) KUZEY YAMAÇ AĞA?I TERAS “Kuzey Yamaç Aşağı Teras” Altıntepe Kalesi’nin kuzey etek kesimine yakın bir noktada yer almaktadır. Tarafımızdan “kuzey yamaç aşağı teras” olarak isimlendirilen alandaki kazı çalışmalarına başlanılmasının öncelikli amacı; yukarıda ifade edilen terasların ne tür yapıları barındırdığını öğrenmek dışında acaba bu kesimde kaleye girişle ilgili olabilecek yol veya kapı ile ilgili bir yapılanma olabilir mi sorusuna da yanıt aramaktı. Çünkü tepe karşıdan bakıldığında kuzey yamaçta tepeyi verev bir şekilde boydan boya kat eden hafif bir eğime sahip görünmekte ve burada da bir yol olması ilk bakışta olası görünmektedir. Bu amaç doğrultusunda kuzey yamaç aşağı terasta belirli bir noktada 5x10 m lik bir alan belirlenmiş ve çalışmalara başlanmıştır. Söz konusu alan daha sonra 2.5 x 5 ebatlarında 4 parçaya bölünerek bunlara A, B, C, D çalışma alanları ismi verilmiş ve çalışma programına ve iş gücüne bağlı olarak bunlardan sadece A ve B alanlarında çalışmalar devam etmiştir. Çalışmanın ilk aşamasının gerçekleştirildiği A alanında yaklaşık 20 cm ye kadar otlu ve yumuşak yüzey toprağı temizlenmiş bundan sonra inilen seviye boyunca toprağın sertleştiği ve irili ufaklı taşların ortaya çıktığı gözlenmiştir. Çalışmamız boyunca bu durum devam etmiş olup yer yer sıralı ama düzgün mimari vermeyen taşlar tespit edilmiştir. Oldukça fazla sayıda taş ve sert bir zemin içeren alandaki çalışmalar güçlükle devam ettirilebilmiştir. Daha sonra -1.30 cm seviyesinde ana kayanın görülmesiyle bu alandaki çalışma da sonlandırılmıştır. Bu çalışma alanının sonlandırılmasından sonra çalışmalar B alanına kaydırılmıştır. Bu alanda da durum genel özellikleri itibarıyla A alanındakinin aynısıdır. Burada da düzenli olmayan taş sıraları ve bir yüzeyi düzgün taşlar söz konusuysa da bu alanda da kaleye ulaşan bir antik yolun veya onunla bağlantılı girişle ilgili bir yapının olabileceğine dair her hangi ciddi bir iz tespit edilememiştir. Bu alanda da çalışmalar, -1.20 m. seviyesinde sona erdirilmiştir. Her iki alanda çalışmalar sırasında her hangi bir bulguya rastlanmamış olması da bir diğer önemli ayrıntıdır. 5) APADANA TEPE AÇMASI Altıntepe Apadana tepe açması Apadana yapısının hemen doğusunda yer almaktadır. Bu alanda çalışmalara başlanılmasının öncelikli sebepleri; ilk dönem kazılarında kazılmamış olması ve geçen sezon yapılan jeofizik ölçümlerinde bu alanda mimari bir işlevin varlığına dair izlerin saptanmış olmasıdır. Bu amaç doğrultusunda söz konusu alanda 5 x 10 m. boyutlarında bir açma belirlenmiş ve bunun yarısında seviye inme çalışmalarına başlanmıştır. Çalışmaların başladığı açmanın kuzeyindeki kesimde (2.5 x 2 m) önce yüzey toprağı onun altında bulunan yumuşak toprak tabakasında seviye inilmiştir. Bu yumuşak toprak içerisinde çalışma alanının batı tarafında irili ufaklı düzensiz taşlar ortaya çıkarılmıştır. Daha sonra bu taşlar kontrol edilip kaldırılmış ve bu taşların altında döküntü kerpiçler ve çatı kiremidi parçalarının varlığı gözlenmiştir. Devam eden seviye inmeye çalışmaları esnasında açmanın batı tarafında yangın izleri ve yanmış ahşap parçalarına, doğu kısmında ise küllü bir toprak yapısına rastlanılmıştır. Seviye inme çalışmaları sırasında açmanın doğu kesiti altında sıkıştırılmış toprak tabakası ve tabanın bazı yerlerinin harç sıvası ile doldurulmuş olduğu gözlenmiştir. Daha sonraki seviye inme çalışmaları sırasında çalışma alanının batı kesiminin kuzey köşesinde içi sıvalı bir çukur ortaya çıkarılmıştır.Bu çukurun içerisinde az sayıda da olsa yanmış ahşap parçalarına rastlanılmıştır. Açmanın diğer alanlarında devam eden seviye inme çalışmaları sırasında toprağın yumuşaklığının devam ettiği ve düzensiz döküntü çok sayıda irili ufaklı taşların varlığı dikkati çeken ayrıntılardır. Özellikle yüzeyden -100 cm aşağıdan itibaren yoğun olarak ele geçen çatı kiremidi parçaları bu alanda, Apadana içinde olduğu gibi, Ortaçağ yerleşiminin olması gerektiğini bize düşündürtmüştür. Bu alanda ele geçen sınırlı sayıda seramik parçaları dışında başka bir buluntudan söz etmek mümkün değildir. Sadece belirtilmesi gereken önemli bir buluntu; çok sayıda yuvarlak dere taşlarıdır. Bu taşlar üzerinde görülen izler onların kuvvetli bir yangına maruz kalmış olabileceğini göstermiştir. Fakat bu alanda bu derece güçlü bir yangının izlerinin olmaması da dikkati çeken bir durumdur. Apadana tepe açmasındaki çalışmalara yüzey araştırması çalışmalarının da başlayacak olması nedeniyle “-1.30 m.” seviyesinde son verilmiştir. 6) AÇIK HAVA TAPINAK ALANI Altıntepe’nin güneydoğu yamaçlarında ve ova seviyesinden yaklaşık 40 m. yükseklikte sonradan açılan uzun bir terasta Urartu oda mezarları ve açık hava tapınağı bulunmaktadır. Bu alan, uzun mezar terasının kuzeydoğu ucunda, 1 nolu mezarın bitişiğindedir. T. Özgüç’ün Altıntepe II (1968) s. 28-33 de bu kısmın 7,75 x 11,70 m. ölçülerinde ve 1,5 m. taş örgü üzerinde yükselen kerpiç duvarlarla çevrili olduğu anlatılmaktadır. Aynı zamanda yukarıdan gelecek akıntıya set duvarı işlevi de gören kuzeybatı duvarının 1 m. önünde, her biri 1 x 0,70 m. ölçülerinde, yan yana dört adet ince işlenmiş taş kaide bulunmaktadır. Her kaidenin ortasındaki 20 cm. derinliğinde dikdörtgen yuvalar, üzerlerindeki stellerin zıvanaları içindir. Üst kısımları oval ve kaidelerde olduğu gibi iyi işçilik gösteren stellerin her biri 2,30 m. yüksekliktedir. Stellerin önünde, 50 cm. çapında bir sunak bulunmaktadır.İlk dönem kazılarında ortaya çıkarılan ve yukarıda anlatıldığı gibi olan, dört stelli bu açık hava tapınım alanı, mezar terasında olduğu için ölü kültüyle ilgili olmalıdır. Kazılarının üzerinden geçen uzun zaman içinde hem kaçak defineci kazıları sonunda hem de yukarıdan gelen akıntının neden olduğu tahribat neticesinde tekrar yıkılmış, kaideler ve steller kırılmış, toprak altına gömülmüştür. Gerek açık hava tapınım alanı stelleri, gerekse terastaki oda mezarlar, ağır işçilik ve mimari restorasyon ekipmanı gerektirdiğinden, bugüne kadar çalışmalar başlatılmış değildi. Ancak, önümüzdeki kazı sezonlarında bu alanda da kazı ve restorasyon çalışmalarını sürdürerek bu önemli yapı elemanlarını yeniden ortaya çıkartmak ve olduğunca onarmak istiyoruz. Her kazı döneminde olduğu gibi, mezar terasının tamamını kapsayan genel bir çevre temizlik çalışmasıyla işe başlandı. Ekip ve zaman kısıtlılığı nedeniyle bu yıl sadece kısa bir süre çalışılan açık hava tapınım alanında, öncelikle sınırların belirlenmesi ve alanın kapladığı toplam alanın tespit edilmesi için, eski yayınlar ve planlar incelendi. Çalışma sınırlarını belirlemek için 5 x 5 m. ölçülerinde ve tapınım alanının güneybatı yarısında alınan ilk karede çalışmalar başlatıldı. Herhangi bir bulguya rastlanmayan, yaklaşık 10 cm. kalınlığındaki yüzey toprağı, burada daha önce açılan kaçak kazı çukurunu doldurmak için kullanıldı. Kazı öncesinde, stellere ait birkaç parça, kırılmış ve dağılmış olarak yüzeyde görülür durumdaydı. Derinleşildikçe, stellere ait kırılmış ve dağılmış durumda başka parçalar da olduğu gözlendi. Yaklaşık -1 ile -1,20 m. derinlikte, kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan duvar temellerine rastlandı . 1,15 m. kalınlıktaki bu duvar, Özgüç’ün söz ettiği, 1 nolu mezarla açık hava tapınım alanını ayıran ortak duvara ait olmalıdır. Diğer yandan, açılan alanın hemen bitişiğinde, aynı ölçülerde ikinci bir açma belirlendi ve bu kısımda da çalışma başlatıldı. İlk açmada olduğu gibi, yaklaşık -0,75 m. derinde burada da kırık durumda stel ve kaide parçalarına rastlandı. Bu kısımda, ilk açmadaki temel kalıntılarıyla yaklaşık aynı seviyede sıkıştırılmış toprak zemin ortaya çıkarıldı. Küçük bir alanda korunabilen zeminin ilk açmada görülmeyişinin sebebi, kaçak kazılarla stel kaidelerinin altına kadar tahrip edilmiş olmasıdır. Her iki açma, aynı seviyeye getirilerek bırakıldı. Açmaların güneydoğusunda, kaçak kazı atığı toprak yığını kaldırılarak, alanın önü de temizlenmiş oldu. Stellere ve kaidelere ait parçaların ölçümleri yapıldı. Ölçümler karşılaştırıldığında, kırılmış da olsa bir stelin tüm parçalarının mevcut olduğu anlaşıldı. Bu yılki kısa çalışma döneminde, açık hava tapınım alanının gerçek sınırlarına, hem kuzeybatı hem de kuzeydoğu yönünde tam olarak ulaşılabilmiş değil, ancak, hem alanın ve zeminin belirlenmesi, hem de stellerin son durumunun görülmesi açısından son derece faydalı olmuştur. Önümüzdeki kazı dönemlerinde, bu alanın tamamen açılarak, stel ve kaidelerin ait oldukları yerde restorasyon ve ayağa kaldırma çalışmalarının yapılmasına karar verildi. 7) KİLİSE KAZI VE ONARIM ÇALIĞMALARI Altıntepe’nin doğu yamacındaki doğal teras üzerinde, doğu-batı doğrultusunda uzanan mozaikli kilisenin kazıları 2003 ve 2004 dönemlerinde büyük ölçüde tamamlanmıştı. Koruma projesi hazırlanan yapının 2005 döneminde, apsis mozaiği, duvar freskleri, mozaikli bir duvar bloğu ve sütun tamburunun onarımı gerçekleştirilmiş, aynı zamanda koruma yapısı projesinin ilk aşamasında 2 x 5 metal ayak üzerine oturan çift eğimli çatı inşa edilmişti. Duvar, kapı, havalandırma, aydınlatma ve yürüyüş platformunu kapsayan projenin ikinci aşaması için ölçüm ve çizimler tamamlanarak ilgili kuruluşlarla gerekli görüşme ve yazışmalar yapılmıştır. Zemin mozaiklerinin restorasyonu, söz konusu projenin tamamlanmasından sonra gerçekleştirilebilecektir.Aradan geçen beş yıllık süre içerisinde mozaiğin zarar görüp görmediğinin tespit edilerek, 2003 yılında üzerine serilen jeo-tekstilin değiştirilmesi için tekrar açılmasına karar verildi. Ancak, asıl kapsamlı restorasyon ve konservasyon çalışmalarına, koruma yapısının tamamlanmasından sonra başlanabileceği için, bu yıl mozaiğin durum tespitinin yanı sıra, gerekli görülen yerlerde, özellikle tahrip olmuş kenar kısımlarında daha fazla dökülmesini önlemek amacıyla geçici koruma ve sağlamlaştırma çalışmaları yapılması planlandı. Bu amaçla, bu yılki kilise çalışmaları başlatıldı. İlk iki gün, öncelikli olarak geçen yıldan itibaren kilisenin yakın çevresinde ve duvar kenarlarında oluşan otlar ve duvarların üzerindeki topraklar temizlendi. Böylece, duvar kalıntılarının orijinal harçlı dolgusunun ve taşlarının ortaya çıkması sağlanarak, zemin mozaikleri açıldıktan sonra bu kısımlardaki toprağın mozaik üzerine dökülmesi önlendi. Ardından, 2003 yılında serilerek üzeri elenmiş toprakla kapatılan jeo-tekstilin kaldırılması gerçekleştirildi. Kilise batı duvarı önünden başlatılan açma çalışmaları, doğudaki apsise doğru sürdürüldü ve kaldırılan elenmiş toprak tekrar kullanılmak üzere kilisenin kuzey dış kısmında toplandı. Siyah, kırmızı, beyaz, gri ve yeşil renkli tesseralardan oluşan, geometrik, bitkisel ve figürlü panolar ve bantlar halindeki zemin mozaiklerinin son durumu gözlendi.Bitki köklerinin yol açtığı çatlak ve yarıklar; karınca vb. böcek yuvalarının tesselatum altında oluşturduğu boşluklar; yatak harcının zayıflayarak bağlayıcı özelliğini yitirmesi sonucu özellikle mozaiğin kayıp bölümlerinin (lakuna) kenarlarındaki tesseraların koparak dağılması; yer yer tesseraların yüzeyini neredeyse tamamen kaplayan kalker ve alçı taşı oluşumları ; yapının taşıyıcı ve üst yapısına ait sütun, kiremit, tuğla vb. unsurlarının yıkılması sonucu oluşan dışbükey ve içbükey deformasyonlar (kabarma ve çökmeler) , bu tahribat izleri arasında gözlemlenebilenlerdir. Bunun yanı sıra, daha önceki dönemlerde onarımları yapılan apsis mozaiği, duvar freskleri ve duvar derzlerinin herhangi bir tahribata uğramadan korunmuş olması, uygulanan yöntemlerin ve kullanılan malzemenin uygunluğunu göstermiş olması açısından önemlidir.Temizlik ve sağlamlaştırma çalışmalarına başlanmadan, önceki dönemlerden kalan kullanılabilir durumdaki malzemenin sayımı yapıldı. Büyük ölçüde yeterli olan malzeme, kilisenin kuzeyindeki yan mekan içine dizildi ve eksik olan birkaç malzeme temin edildi. Temizlik ve sağlamlaştırma sırasında en çok ihtiyaç duyulan suyun, tepenin üstünde yer alan su tankından aşağıya uzatılan hortumla sağlanmasına karar verildi. Bu amaçla, uygun nitelikte ve yaklaşık 130 m. uzunlukta hortum alındı. Kilisenin zeminini kaplayan ve yaklaşık 2/3’ü korunmuş durumdaki mozaiğin öncelikle yüzeyinde biriken toz katmanı fırçalarla süpürülerek temizlendi. Ardından, bol su ve desojen (non-iyonik deterjan) kullanılarak sert fırça ve süngerlerle temizleme işlemi yapıldı. Bu temizlik işlemi sırasında mozaik harcının zayıflamış kısımlarında su birikmemesine özen gösterildi, biriken sular süngerler yardımıyla çekildi. Mozaik zeminin sağlam kısımları dışında kalan tüm alanda (lakuna), dolgu harcı için temizlik yapıldı. Bu kısımlarda, mozaik seviyesinde birkaç santimetre daha alçalarak, bozulmuş ve niteliğini yitirmiş orijinal harç kaldırıldı ve en altta bulunan iri molozlardan oluşan katmana (statumen) ulaşıldı. Geniş boşluklarda bu şekilde bir temizlik çalışması yapılırken, karınca yuvaları ve bitki kökleri nedeniyle oluşan yarıklar ve tesseralar arasındaki küçük boşluklarda bu derece derinleşilmeyerek statumen’in üstündeki çakıllı kaba harç (rudus) katmanına kadar temizlendi. Bu temizleme işleminin amacı, bu kısımlara dökülecek olan onarım ve sağlamlaştırma harcının sağlam bir zemine oturmasını sağlamaktı. Lakuna’nın kenarlarını sağlamlaştırmak ve olası tessera kayıplarını önlemek için, horasan harcı olarak bilinen hidrolik kireç harcıyla kenarlara dolgu yapıldı. Bu kısımlar, birkaç gün süreyle ıslatıp yenilenerek çatlayıp açılması önlendi. Sağlamlaştırma işlemleri sırasında, bazı kısımların yatak harcının (nucleus) bozulması sebebiyle tesseraların yerlerinden oynadığı görüldü. Nucleus’un zayıfladığı ve tessera kayıplarının devam ettiği bazı yüzeylere, ince elenmiş ve sulandırılmış hidrolik kireç harcı uygulandı. Gerek bu gibi bozulmaların olduğu, gerekse çökme ve kabarmaların görüldüğü bazı kısımlarda, figür ve bezemelerin sınırları ve renklerine dikkat edilerek mozaiğin asetat kağıtlarına birebir çizimleri yapıldı .Hatta, apsis önündeki, büyük ölçüde tahrip olmuş dikdörtgen panoya ait küçük bir bölüm çizimsel ve fotoğrafik kayıtları tutularak yerinden kaldırıldı ve sağlamlaştırılıp önümüzdeki dönemlerde ait olduğu yere yerleştirilmek üzere kazı deposunda koruma altına alındı. Mozaik zeminin bazı kısımlarında, özellikle kilisenin güneybatı bölümündeki tesseraların aralarının ve yüzeylerinin kalker tabakasıyla kaplandığı görüldü. Kalker oluşumlarının yoğun olarak görüldüğü ve ince uçlu bistürilerle kabaca temizlenen yüzeyin küçük bir kısmında, restorasyon sonrasında tüm zemine uygulanması düşünülen AB-57’yle temizlik yapıldı. Bu yılki çalışmaların asıl amacı geniş çaplı restorasyon değil, hassas kısımların sağlamlaştırılması olduğu için, lakunanın tümünü kapsayan dolgu işleminin sonraki restorasyon dönemlerine bırakılmasına karar verilmişti. Ancak, hayvan figürleriyle bezenmiş büyük orta panonun bir kısmında, ileride uygulanacak restorasyon prosedürlerini de içeren bir deneme çalışması yapıldı. Tesseraların eksik olduğu kısımlarda (lakuna) harçla tamamlama yapıldı. İlk olarak dökülen kaba harcın üzerine, orijinal harçla renk uyumuna da dikkat edilerek daha ince bir yüzey harcı döküldü ve kimyasal bir tampon çözelti olan AB-57 uygulandı. Bu işlemin ardından temizliği yapılan alana, iç ve dış fiziksel/ kimyasal etkilerden korunması amacıyla fırçayla %5 oranında Paraloid B-72 sürülerek yüzeyde koruyucu bir film tabakası oluşturuldu. Zemin mozaiklerinin sağlamlaştırma işlemi sürdürülürken, bir yandan kilisenin doğu duvarı iç kısmındaki apsis platformunun önünde de sondajlar yapıldı. Zemin mozaiklerinden yaklaşık 60 cm. yükseklikte bulunan apsis platformunun üzeri de mozaiklerle kaplıdır. Daha önce restorasyonu büyük ölçüde tamamlanan bu kısmın mozaikleri, yarım dairesel bir alan kaplasa da günümüze çok az bir kısmı kalabilmiştir. Apsis platformu daha önce kazılmış ve tespit edilmiş olsa da, özellikle kilisenin iç mekanına bakan batı kısmı net olarak plana aktarılmış değildi. Apsis platformunun kuzeybatı ve güneybatı köşelerinde yapılan küçük çaplı sondaj çalışmaları ve apsis önündeki toprak yığıntının kaldırılması ile, apsisin kilise iç mekanıyla bağlantısının tam olarak tespit edilmesi amaçlanmıştı. Apsisin kuzeybatı köşesinde, mozaik döşemenin apsis altına doğru ilerlediği, daha önceki dönemlerde anlaşılmıştı. Mozaik zemin apsis altına doğru takip edildiğinde, kesin sınırı da saptandı. Benzer bir sınır, tahrip olmasına rağmen apsisin güneybatı köşesinde de gözlendi. Bu kısımda biraz daha derinleşildiğinde, zeminin altında, apsise ait temellere rastlandı. Düzgün kesilmiş blok taşların oldukça sağlam harçla örüldüğü bu temel hattı, aynı zamanda apsisin batı sınırını da oluşturmaktaydı. Bu sağlam temellerin tüm yapının altında olup olmadığını henüz bilinmemekle birlikte, yamaç tarafında yer aldığı için, sadece apsis kısmında bu kadar sağlam bir temel oluşturulması mantıklıdır. Bu temeller takip edilirken, mozaik seviyesinin altında çeşitli büyüklüklerde çakıl yongalarıyla çok sayıda cam tessera atıkları fark edildi. Buna dayanarak, yapının inşası tamamlandıktan sonra, mozaik sanatçılarının önce duvar mozaik panolarını ve fresklerini tamamladıkları, kullanılamayacak durumdaki atıkları zemin dolgusu içine boşaltarak daha sonra çakıl zemin mozaiklerini yerleştirdikleri söylenebilir. Apsis sınırıyla mozaik zemin arasındaki dar boşluk, olasılıkla apsise çıkış için kullanılan iki basamak sırası için bırakılmıştır. Apsis’in kuzeybatı köşesindeki durum biraz daha farklıdır. Bu kısımda, apsisin önünde, mozaik zemin üzerinde düzgün taş sırasına rastlanmıştır. Apsis duvarıyla aynı eksende ilerlese de, harçsız ve tek sıra olmasıyla apsis duvar örgüsünden ayrılır. Bu durumda, bu bölümün, payanda önünde, kuzey nefi, orta neften ayıran kemerin altında, sonradan eklenen bir podyum, kürsü vb. uygulama olabileceği düşünülmüştür. Hem bu kısmın, hem de yakınındaki mozaiklerin üzerindeki yanık izleri, ahşap bir ekleme olabileceğini akla getirmiştir. Onarım ve sondaj çalışmaları sırasında kiliseye ait cam parçalarıyla aşırı oksitlenmiş küçük metal bulgular ve birkaç parça halinde pişmiş toprak bir şamdan parçası ele geçti. Yapının ve mozaiklerinin çizimleri ve yeniden kurmaları yapılarak buluntuların envanter kayıtları tutuldu. Zemin mozaiklerinin üzeri son olarak temizlenip kareler halinde detaylı fotoğrafları çekilerek, bilgisayar ortamında birleştirilmek üzere kodlandı. Ayrıca, kilisenin kuzeydoğu köşesinde, apsisin hemen kuzeyinde, olduğu yerde korunmasına karar verilen, kemer tuğlaları kullanılarak oluşturulmuş geç dönem Bizans mezarı, altındaki mozaiğin restorasyonu için kaldırıldı. Hem bu mezardan hem de daha önce kaldırılan mezarlardan yaş tayini için kemik örnekleri, taş cinsinin araştırılması için her renk çakıl zemin mozaik tessera örnekleri, içerdiği maddelerin ve yapım tekniğinin anlaşılması için cam duvar tesseralarından örnekler ve duvar bloklarının ilk kullanımlarına ait sıva kalıntılarından örnekler alınarak analiz için ayrıldı. Son olarak, yeni bir jeo-tekstil serilerek üzeri elenmiş toprakla kapatıldı. Kalan restorasyon malzemesinin ve kimyasal maddelerin sayımı yapılarak bu yılki çalışmalar sonlandırıldı.
|
|
| Son Güncelleme ( Salı, 13 Ekim 2009 ) |
Kazı Personeli
| Prof. Dr. Mehmet KARAOSMANOĞLU (Kazı Bşk.) |
| Arş. Gör. Halim KORUCU |
| Arş. Gör. Mehmet Ali YILMAZ |



