| Altıntepe Kazısı 2003 yılı çalışmaları |
|
|
|
|
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ALTINTEPE KAZISI 2003 Erzincan İli, Üzümlü İlçesi sınırları içerisinde yer alan Altıntepe’deki Kazı Çalışma-ları 25 Ağustos – 26 Eylül 2003 tarihleri arasında yapılmıştır. 33 gün süren çalışmalara Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç.Dr. Mehmet Karaosmanoğlu başkanlığında, Arş. Gör. Dr. Nurettin Öztürk, Arş.Gör. Birol Can, Sanat Tarihi Bölümü’nden Doç. Dr. Hüseyin Yurttaş, Yrd. Doç. Dr. Haldun Özkan, Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Arş. Gör. Halim Korucu, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilim-ler Enstitüsü Doktora ve Yüksek Lisans öğrencileri, Arkeolog Akın Temür, Arkeolog Bülent Gönültaş, Arkeolog A. Kasım Sonkaya, Arkeolog Salim Saraç, Mimar Nisa Yılmaz ile 4. sınıf öğrencimiz H. Toprak katılmışlardır. Altıntepe’nin yeniden kazılmasını öneren Erzincan Eski Valisi Sayın H.İbrahim Altınok’a, maddi ve manevi desteklerinden dolayı Erzincan Valisi Sayın Refik A. Öztürk’e, Erzincan İl Kültür Müdürü Sayın M. Çankaya ve Sayın O. Ballı’ya, Erzincan Belediyesi Başkan Yardımcısı Sayın B.Ekinci ve Atatürk Üniversitesi Dekanlığı’na, Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. C. Başaran ile Bakanlık temsilcimiz Lokman Kemaloğlu’ na teşekkür ederim. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle 25 Ağustos 2003 tarihinde Altıntepe’de 34 yıl aradan sonra yeniden kazı çalışmalarına başlanmıştır. Erzincan il merkezinin yaklaşık 15 km. kuzey doğusunda yer alan ve ovadan 60 m. yüksekliğinde ada tepe konumundaki Altıntepe 1959-1969 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyelerinden Sayın Prof. Dr. Tahsin Özgüç Başkanlığı’ndaki bir ekip tarafından kazılmış ve Urartu Kale Surları, Kale Kapısı, Mabet-Saray, Apadana, Depo Binası, 3 tane oda mezar ile 4 stelli Açık Hava Tapınağı ortaya çıkarılmıştır (Çizim:1). Ayrıca Tepede Urartu Dönemi Surlarını yer yer kesen ve tahrip eden Bizans Surlarını ve güney batıdaki Bizans Kulesini de görmek mümkündür. Ancak yeterli önlem alınmadığı için kazıdan geçen kısa sürede başta Tapınak olmak üzere, Depo Binası, Mezarlar ile Urartu’da tek örnek olan Açık Hava Tapınağı ve 3 nolu mezarın içindeki iki taş lahdin yok edildiğini görüyoruz. Bu yılki Kazı ve Düzenleme Çalışmaları üç yerde sürdürülmüştür.
KALE GİRİĞİ DÜZENLEME ÇALIĞMALARI Sayın T. Özgüç tarafından ortaya çıkarılan Urartu Dönemine ait kale kapısı da diğer yerlerde olduğu gibi defineci tahribatından nasibini almıştır (Resim:1). Kapının eşik taşının her iki yanı kazılarak çukurlar açılmıştı. Burada kalenin atık sularını dışarı atan, taşlardan örülerek yapılan, kanalizasyon sistemine ait kalıntılar olduğu anlaşılmıştır. Bu girişte bir düzenleme çalışması yapılmıştır. İlk olarak açılan kanalın çizimi yapılmış, fotoğrafları çekilmiştir (Çizim: 2). Tahribatı önlemek için bu yerler doldurulmuş ve yan duvardan düşen taşlar yerlerine yerleştirilmiştir (Resim:2). Kaleye gelen ziyaretçiler için, burada arkeolojik bir kazının nasıl olduğunu göstererek yerel ve Ulusal TV kanallarında amaçlarımızı anlatarak halkın bilinçlenmesini sağladık.
TAPINAK KAZI VE DÜZENLEME ÇALIĞMALARI Urartu tapınakları içerisinde en iyi korunmuş olanlardan biriydi. Ancak kısa bir sürede en çok talan edilen bir yapı olmuştur. Çünkü, taşların kaliteli işçiliğinin dikkat çeken bir yanı vardı ve insanların define aradığı en gizemli yer durumuna gelmişti. Bu nedenle Cella tamamen yerle bir edilmiş, iç taşları sökülmüş ve ortada büyük çukurlar açılmıştı (Resim:3) Üç sıra taştan oluşan dış duvarlarda tek taş sırası kalmıştı. Tonluk eşik taşı cella içine doğru kaldırılmıştı (Resim:4). Tapınağın etrafındaki avlu revakına ait sütun kaidelerinden bazıları yerlerinden sökülerek altında define aranmış ya da bir köşesi kırılmıştı. Kısacası doku-nulmayan taş kalmamıştı. Ayrıca tapınak kapısının önündeki sunak kalıntısının da taşları sökülerek bir çukur da burada açılmıştı. Üçüncü çalışma alanı olarak tapınak alanı seçilmiştir. Çevreyi temizledikten sonra durum tespiti yaptık, tapınağa ait taşları düştüğü yönlere göre numaraladık ve vaziyet planını çıkardık. Avlu revakına ait, yerinden sökülen sütun kaidesini yerine yerleştirerek işe başladık. Sayın Özgüç’ün Altıntepe kitabındaki fotoğrafların rehberliğinde önce tapınağın Cellasını düzenledik (Resim: 6). Cellaya ait taşlar ve iç ölçü kitaptakilerle birebir tutturulmuştur. Cella zeminine orijinalinde olduğu gibi kerpiç toprağı serilmiştir. Ancak iç duvarı çevreleyen bank’a ait taşların tamamının götürüldüğünü saptarken, revağı taşıyan kaidelerden üç tanesinin eksik olduğunu gördük. Yerinden kaldırılan tek parça taştan yontulan eşik taşını yerine oturtma işi en zor olanıydı. Taşın zedelenmemesi için ağaç mertekler kullanılarak kaldırılmış ve saatler süren iş tamamlandığında tapınağın yavaş yavaş eski haline gelmesi çabalarımızın boş olmadığını göstermiştir. Daha sonra tapınağa girişi sağlayan basamakların her iki yanında bulunması gereken mızrakları taşıyan taş kaideleri yerlerine yerleştirdik. Sol taraftaki çerçeveli köşe taşını da yerine koyduktan sonra Cella ve girişinin eski haline getirilmesi işlemi tamamlanmış oldu (Resim:5). Köşelerde bir sıra taş kalması nedeniyle tapınak temeline yönelik bir kazı yapmaya karar verdik. Girişin sağ tarafındaki köşe taşını kaldırdığımızda altındaki temel taşının ortası daire biçiminde oyularak köşe plakası konulmuştu. Taşın ortası 8 cm. çapında 1 cm. derinliğinde oyularak buraya 7.8 cm. çapında ve 0.8 cm. kalınlığında, bronz döküm madalyona benzer bir köşe belirtecinin yerleştirildiğini gördük (Resim:7). Dört köşeye de bu ölçü noktalarından konmuş olmalıydı. Gerçektende düşündüğümüz gibi dört köşede yaptığımız kazılarda aynı ebat ve aynı ölçülerde temel taşları ortasına açılan oyuklara dört bronz madalyon yerleştirildiği ortaya çıktı. Bu dairelerin merkezlerinden ölçü aldığımızda tapınağın 13.25 X 13.25 m. kare planlı olduğunu gözlemledik. Rizalit köşe taşlarının dış yüzlerinden ölçü aldığımızda da T.Özgüç’ün belirttiği gibi 13.80 X 13.80 m. dir. Böylece Anadolu’daki 9 Klasik Urartu Tapınağı’ndan köşe temel plakası çıkan Van Toprakkale’den sonra ikinci Urartu Tapınağı bu oldu. Fotoğrafları çekilip çizimleri yapıldıktan sonra madalyonlar yerlerinden çıkarılarak alınmıştır. Köşe taşları yine orijinalinde olduğu gibi yerlerine yerleştirilmiştir. Plakaların bulunduğu taş sırası yüzeyden açılarak izlendiğinde doğu rizalitlerinin arasındaki duvarın ikinci taş temelden sonra ilk sıra taşlarının cinslerinin değişik olduğu izlenmiş ve bu duvarın sonradan yapılmış olduğu anlaşılmıştır. Altıntepe kitabındaki tapınak planının bu bölümünde de küçük bir farklılığın olduğu izlenmektedir. Gelecek yıl burada yapacağımız bir çalışma bu sorunu çözecektir. Cephedeki ikinci taş sırasının düzenlenmesi yapıldı. Ancak Kültür ve Tabiat Varlıklarından henüz izin çıkmadığı için Cella’da ve güney cephede sağlamlaştırma yapılmamış bir deneme mahiyetinde bu yıl düzenleme yapılmıştır. Cephe duvarına ait taşların doğal nedenlerle yeniden toprakla dolmasın diye naylonla kapatılarak koruma altına alınmıştır Kazı tamamlandıktan sonra Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğüne bu işlemler için bir dilekçe yazılarak 2004 yılı için olur istenmiştir. Kuruldan ayrıca daha önceden var olan ve Tepenin üstüne çıkan yolun tepe girişine de bir kapı takmak için izin de istenmiştir. Erzincan Belediyesi’nin yaptığı kapı izinden sonra ilerleyen günlerde takılmıştır.
KİLİSE KAZISI Tepe’nin doğu tarafında ve tarla zemininden yaklaşık 25 m. yüksekliğindeki burnun üstü düzleştirilerek oluşturulan alana (Çizim:1) inşa edilen yapının, önceki yıllarda zaman zaman defineciler tarafından kazılarak tahrip edildiği İl Kültür Müdürlüğü tarafından şikayet konusu olmuş ve yerel basında da yer almıştı. Etrafa saçılan çatı kiremitleri, duvar taşları ve mozaik zemine ait tesseralar da durumu doğrulamaktadır. Aynı zamanda bu yerde önceden hiç kazı yapılmamış ve tahrip edilmeye elverişli bir konumdaydı. Zemindeki toprak kazılarak üç tarafına yığılmış ve kaçak kazı yapan kişilerin dışarıdan görünmemesi sağlanmıştı. 26 Ağustos 2004 tarihinde başladığımız çalışmalarda çevreye dağılan mimari buluntular toplanarak koruma altına alınmıştır. Yüzeyde in-situ olarak görülebilen güney duvarına ait bir parça ve yapının içinde defineciler tarafından yerinden çıkarılmış bir sütun altlığı ile kısmen açılmış ve üzerine naylon çekildikten sonra az bir toprakla kapatılan zeminde gün geçtikçe tahrip olmaya elverişli mozaik döşeme olduğu izlenmekteydi. Güneydeki duvar kalıntısı esas alınarak duvar boyunca hem doğuya hem de batıya doğru kazı çalışmalarına başlandı. Ğeklini ve büyüklüğünü bilemediğimiz zemindeki mozaiğe zarar vermemek için üstte 10-15 cm.’lik toprak tabakası bırakarak çalışmalar sürdürüldü. Bu sayede kazı esnasında mozaiklerin görebileceği tahribat da engellenmiş oldu. Yapının sınırları tespit edilerek çalışmalara devam edilirken, güney duvarın batı ucuna gidildikçe çok sayıda değişik seviyelerde bir çok mezar bulundu. Bulgulardan buranın daha sonraki dönemde mezarlık olarak kullanıldığı anlaşıldı. Mezarlar itinayla açılarak temizlendi ve gerekli fotografik tespitler ve ölçümler alınarak kayıtlara geçirildi. Doğu-batı istikametinde sırt üstü yatırılmış cesetlerin baş kısımları batıya gelecek şekilde yerleştirilmişlerdi. Bazılarının elleri göğüs üzerinde, bazılarının elleri de göbek üstünde birleştirilmiştir. Mezarlarda örgü taşı olarak da kiliseye ait duvarlardan yıkılan yapı taşlarının, çatı ve kemer kiremitlerin kullanılmış olduğu anlaşıldı. Mezarlarda herhangi bir buluntuyla karşılaşılmazken, mezarların üst seviyesinde ve bugünkü doğal zeminden yaklaşık 40 cm. aşağıda ters dönmüş durumda sağlam bir seramik testiye rastlandı. Kırmızımtrak hamurlu, tek kulplu sürahi tipli, bu kap, korunma altına alınmıştır. Bu bölümdeki mezarların mozaik zemin üzerinden yaklaşık 50-150 cm. arasında değişen yüksekliklerde olduğu ve duvar önüne sıralı şekilde konulduğu tespit edildi. Güney duvarının batıya yani tepeye doğru uzantısı tespit edilmek için kazılar sürdürüldüğünde duvarın yükselerek devam ettiği görülmüştür. Taşların mekanın içe bakan yüzleri oldukça düzgün işlenmiş, araları kireç harcıyla sıvanmış ve taşlar birbirine harçla tutturulmuştur. Bu duvarın güney batı köşede beş sırasının korunduğu gözlenmiştir. Bu yükseklikte duvarın kuzeye yönelerek devam ettiği tespit edilmiştir. Bu aynı zamanda yapının batı duvarını oluşturmaktadır. Güney duvardan kuzeye doğru mekanın içinde kazarak ilerlediğimizde güney duvardan 2.20 m. mesafede in situ durumda bir sütun kaidesi ele geçmiştir. Batı duvarında, sütun altlığıyla aynı hizada bulunan yarım payanda, kaidenin üzerindeki sütunla kemeri taşıdığı anlaşılmıştır. Yapının yıkılmasıyla sütun kaidesi ile payanda arasında kemer yapımında kullanılan yassı dikdörtgen tuğlalar ve çatı kiremitleri ele geçmiştir (Çizim:4). Yapı ayakta iken bu kemerlerin alt yüzlerinin ve ayaklarının renkli mozaiklerle bezeli olduğu toplanan tesseralardan anlaşılmaktadır. Altın suyuna batırılmış cam ve renkli taşlar mozaik yapımında kullanılmıştır. Çoğunluğu yüz üstü yere kapandığı için birleştirilemeyecek derecede tahrip olan parçalar arasında Latince harfler, bir insan yüzüne ait parça tanıyabildiğimiz örneklerdir. Kazı ilerledikçe batı duvarı tamamen açılmış ve duvar üzerinde 0.28 m.lik çıkıntı yapan ve 0.80 m. genişliğinde 3 adet yarım destek ortaya çıkarılmıştır (Çizim:3; Resim:8). Yapının en iyi korunan bu duvarına ait en çok 6 sıralı taş duvar ele geçmiştir. İlk ortaya çıkarılan sütun kaidesinin hemen yanında yerde devrilme sonucunda parçalanarak yan yatmış vaziyette kireçtaşından yontulmuş alt kısmına dübel deliği açılmış, 1.21 m. uzunluğunda bir sütun tamburu bulunmuştur. Yapının kuzey duvarı yaklaşık 9 m. kadar devam etmektedir. Bu duvarın devamına ait taşların çevre sakinleri tarafından sökülerek başka yapılarda kullanılmak üzere taşındığı anlaşılmıştır. Her iki yönde de duvar kalınlıkları 1 m. dir. Batı duvarındaki 3. yarım destekle aynı doğrultuda ve 1. kaidenin kuzey ekseninde 2. profilli kaide in-situ olarak ortaya çıkarılmıştır. Bunun doğu tarafındaki 3. kaide ise zaten kaçak kazılar sonucu yerinden oynatılmıştı. Bu kaidenin güney tarafında bulunması gereken 4. kaide ise ele geçmemiştir. Bu arada şans eseri olarak büyük bir kısmı korunmuş kiremit kemer başlangıcını oluşturan büyükçe bir taşın üstünün mozaiklerle kaplı olduğu görülmüştür. Arkadaşların gayretleriyle buluntu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne teslim edilmiştir. Güney duvarı doğuya doğru iç ve dıştan kazıldığında yaklaşık 3.50 m. lik bir kısmın iç ve dış taşlarının, kuzey duvarında olduğu gibi, söküldüğü görülmüştür. Doğuya doğru duvar yüzleri kazılarak devam edilmesi sonucu güney doğu köşesi içten ve dıştan sağlam olarak ortaya çıkarılmıştır. Dış köşede temelde devşirme malzemenin de kullanıldığı görülmüştür. Doğu duvarının önce dış yüzü ortaya çıkarılmış ve kuzey duvarıyla bağlantı yaptığı köşesi bulunmuştur. Böylece yapının, iç ölçüleri 20.60 m. X 11.30 m. ebatlarında dikdörtgen planlı bir mekan olduğu saptanmıştır. Doğu iç kısmı kazılmaya başlandığında kaplama taşların sökülmüş olduğu anlaşılan bir yükseltiyle karşılaşılmıştır. Bu dolgu taşları da izlendiğinde buranın içten yapılmış bir yükselti olduğu görülmüştür. Mekanın ana zemininden yaklaşık 0.60 m. yükseklikte yer mozaiklerine ait parçalardan, doğu tarafta bulunan apsis zemini oluşturduğu, böylece yapının da kimliği, yani bir kilise olduğu anlaşılmıştır. Yaklaşık ölçüleri 4.5 X 6 m. olan apsis kalıntısının güney ve kuzey yanlarında da küçük boşluklardan, güneydekinin 2.95 X 2.64 m ölçülerinde küçük bir oda olduğu saptanmıştır. Apsisin kuzeyindeki dar alanda yine mozaik zemin üzerinde, doğu-batı doğrultusunda yatırılmış bir iskeleti barındıran mezar ortaya çıkarılmıştır. İçerideki toprak dolgu temizlendikten sonra mozaik kaplı zemine ulaşıldı. Güney duvarı önünde, daha önce kaçak kazılarla açılmasından sonra, Erzincan İl Kültür Müdürlüğü’nce üzeri naylonla kapatılarak korumaya çalışılan kısımdan açma işlemine başlandı Mozaik açıldıkça yer yer ağaç köklerinin tahribatı sebebiyle parçalanmış ve çatlamış olduğu görüldü. Güney duvarından sütun kaidesine kadar olan bölümde daire ve dikdörtgenlerin oluşturduğu, ancak renkleri tam tespit edilemeyen mozaiğin tahrip edildiği anlaşıldı. Ancak mozaik kompozisyonlar temizlendikçe figüratif, bitkisel ve geometrik motiflerin işlendiği gözlemlendi. Sütun çevreleri, araları ve yapının orta mekanının daha çok figüratif öğelerle bezendiği saptandı. Bunların bazıları kare ya da dikdörtgen panolarda tek başına işlenirken özellikle ortadaki geniş panoda birden çok hayvan figürünün yer aldığı av sahnesi ve av hayvanları tasvir edilmiştir. Küçük panolarda tek başına işlenen figürler genellikle kuşlar olurken, daha geniş dikdörtgen panolarda at, boğa, geyik, panter gibi hayvanlar işlenmiştir (Resim: 9,10). Bitkisel motiflerle çevrili bu figürlerin tamamına yakını profilden işlenmiştir Ortadaki geniş panoda görülebildiği kadarıyla aslan, boğa, geyik ve kuşlardan oluşan bir av sahnesi zemindeki ana panoyu oluşturmaktadır. Geometrik motifler arasında daireler, kareler, giyoşlar (saç örgüsü), meanderler, kum saatleri ve prizmatik öğelerdir. Bitkisel motifleri ise ağaçlar, çiçekler ve küçük bitkiler oluşturmaktadır (Çizim: 3 ;Resim 11). Ortaya çıkarılan mozaiklerin çizimi 1/1 ölçekte renkli kalemlerle asetata geçirildi. Bu çalışmalarda 1 ve 3 nolu geometrik panolarla, kuzey duvar boyunca uzanan, 13 adet büyük, dairesel figürlü rozetlerden oluşan panolardaki 1’er rozet örnek olarak seçildi ve çizimleri alındı. Daha sonra mozaiklerin temizlik çalışmaları yapılarak tüm panoların, fotoğrafları çekilerek video kamera kayıtları da yapıldı. Kilisede ortaya çıkarılan mozaiklerin üzerinin kapatılabilmesi için gerekli girişimlerde bulunuldu. Söz konusu örtünün fonksiyonu ve maliyeti tespit edilmek üzere Erzincan Belediyesinin uzman inşaat mühendisleriyle görüşüldü. Bu yıl için beklenen üst örtü gerçekleşmeyince mozaik zeminin zarar görmemesi için önceden elenen toprak taban mozaiklerinin üzerine kapatılmaya başlandı. Yaklaşık 5 cm. kalınlığında bir toprak tabakası oluşturulacak şekilde kilisenin tüm iç mekanına toprak yayıldı. Ardından, kilisenin iç ölçüleri hesaplanarak temin edilen çift kat naylon, bu toprağın üzerine yayılarak, üzerine de irili ufaklı taşlarla birlikte, kilisenin alt toprağı dolduruldu. Böylece, kilisenin üzerini kapatan bir üst örtü ve gerekli güvenlik önlemleri alınıncaya kadar mozaiğin tahrip olması önlenmiş oldu. Batı duvarının arkasında akan yağmur sularının kiliseye sızarak tahrip etmesini önlemek için yaklaşık 40 x 40 cm derinliğinde bir kanal açıldı.Taş ve tuğlalarla desteklenen kanal, güney ve kuzey duvarlarının arkasına doğru uzatıldı. Kazısı gerçekleştirilen bu alanın, kazı çalışmaları sonucunda elde edilen buluntularından anlaşılabildiği kadarıyla daha önceden zemini mozaiklerle kaplı bir yapı olduğu ve daha sonra erken Bizans döneminde bu mekanın ibadethaneye dönüştürülmüş olduğunu düşünmekteyiz. Özellikle döşeme mozaiklerinin kalitesi, renkleri, tercih edilen motifler genel olarak 5.yy. sonu veya 6. yy başlarında kullanılan mozaik döşemelerle üslup bakımından büyük benzerlik taşımaktadır. Doğu Anadolu Bölgesinde ilk kez böyle mozaik bir döşemenin varlığı yapıyı son derece önemli ve özel kılmaktadır. Kilise buluntuları içinde daha ilginç olanı ise duvarlarda pano olarak kullanıldığını düşündüğümüz sınırlı da olsa altın yaldızlı tessaraların bulunmuş olmasıdır. Kazı çalışmalarında mevcut yapının doğu cephesine Bizans döneminde bir müdahalede bulunulmuş olduğu tespit edilmiştir. Yapının doğu yönüne apsis, prothesis ve diakonikon hücreleri yerleştirilmiştir. Bu mekandaki apsis ve pastaphorion hücrelerinin varlığı üç nefli bir kilise olarak kullanıldığını göstermektedir. Özellikle mozaik zeminin ilk yapıya ait olduğu ve sonradan kiliseye dönüştürülen yapıda da mozaik zeminin kullanıldığı anlaşıl-maktadır. Çünkü tüm zemini kaplamış olan mozaikler yer yer sonradan yükseltilen apsis kısmının da altında kalmıştır. Ayrıca tabana ait mozaiğin bir parçası kesilerek sonradan yükseltilen apsis kısmının içerisine yerleştirildiğini gözlemlemekteyiz. Ayrıca zemin mozaik-lerinin apsis önüne kadar geldiği, diakonikon hücresinin içinde kısmen devam ettiği gözlem-lenmiş, ancak prothesis hücresi içerisinde ise mozaik zemine rastlanmamıştır. Kazı sonucunda ortaya çıkarılan bu mekanlar yapının doğu cephesindeki değişikliklere işaret etmektedir. Ayrıca dış duvarlarda da duvar bağlantıların devam etmesi çevrede diğer yapı kalıntılarının olabileceğini düşündürmektedir. Aynı mekanın daha geç dönemlerde mezarlık olarak kullanıldığı ortaya çıkarılan mezarlarla tespit edilmiştir. Mezarların doğu-batı istikametinde yerleştiriliş tarzı ve hiçbir buluntu vermeyişi bunların İslami dönem mezarları olduklarını düşündürmektedir. Tüm kazı çalışmaları boyunca dolgu toprağı içinde sırlı ve sırsız ortaçağ seramik kap parçaları ele geçirilmiştir. Kazı malzemelerimiz İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne ait depoya konulduktan sonra Erzincan Valiliği vasıtasıyla Jandarma İl Komutanlığı’ndan Altıntepe’nin korunması için girişimde bulunulmuştur.
|
| < Önceki |
|---|
Kazı Personeli
| Prof. Dr. Mehmet KARAOSMANOĞLU (Kazı Bşk.) |
| Arş. Gör. Halim KORUCU |
| Arş. Gör. Mehmet Ali YILMAZ |
2003 Yılı Raporu 


